DISNEYLAND

Screen Shot 2016-07-29 at 13.50.51

Babaların görmedikleri ama görmek istedikleri sevgi, ilgi, şefkat konusunu daha önce çok kez yazdım. Hatta yanılmıyorsam Kaka ile ilgili yazılar kadar çoktur şefkat ile ilgili olanlar. Saymadığım için kesin emin olamıyorum. Ne sayıcam.

Bazılarımızın her Yaz yaşadığı bir senaryo vardır. “Hafta sonu babası”. Kastettiğim hafta içi yoğunluk sonrası Cumartesi sabah 8 civarında ana caddede pusetle bir aşağı bir yukarı yürüyen babalar değil. Hafta içinde coğrafi ayrılıklar yüzünden çocuğunu göremeyip, hafta sonu kavuşanlar. Ben çocukkene, bu şekilde devinirdik Yaz aylarında. Babam hafta içi iş için başka yerde olurdu. Hafta sonu bir araya gelirdik, Pazartesi günü yine ayrılık. Dolayısıyla beraber geçirilen zaman azaldıkça, değeri artardı her saatin.

Geçenlerde bi hafta sonu ben oğlumla kavuştuğumda, ki onu iki haftadır görememenin (darbe girişimi olunca otobüsüm kalkmadıydı) birikmişliği vardı, biz bize geçireceğimiz bir gün arzusuyla yanıp tutuşmaktaydım. Başbaşa olunca, az zamanda çok işler başaracaktık. Hatta planlar bile yapmıştım. Önce çimlerde el ele koşup şarkılar söyleyecek, sonra dalgalarla savaşan şövalyeler olacak, arkasından birbirimize sarılıp öğle uykusuna yatacak, kızarmış patates yemek gibi ortak bir yaramazlık yapacak, bunu yaparken birbirimizin burnuna ketçap çalarak umarsızca kikirdeyecek, anneyle dalga geçecek, Yaz bittiğinde neler yapacağımızı planlayacaktık. Cektik, Caktık.

Hayaller Disneyland, gerçekler mahalledeki çocuk parkı.

Aslında güne fena başlamadık. “Biz bize olucaz” dediğimde sadece kısaca bi sorguladı durumu (Niye ki?). Mesajı o an vermişti ama aşkın gözü kördür, ben anlamadım.

“Ulen çok özledim, sen de özledin, özlem gidereceğiz işte??”.

Görürsem söylerim. Daha öncesine gidersek, sabah tam ben kapıdan girdiğimde uyanıp beni karşılarken “Babacım benim, seni çok özledim, hoş geldin yihhhuuu lelelelelele” demek yerine sipariş ettiği Nerf’ü getirip getirmediğimi sordu. Köpeğin olsun Nerf senin, tabiki getirdim, yeterki beni çok sev, sana daha nice Nerf’ler getiririm. Halbuki ben şahsen Nerf’e karşıyım. Olsun, senin için bakış açımı 180 derece değiştiririm. Anlatmak istediğim, öyle bir ruh halindeyimki, çocuk “Patini ver” dese vereceğim. Bak şimdi yazarken aklıma geldi, sahibi eve gelmiş köpek gibiydim. Kuyruk bir kulaktan diğerine sallanıyor. Aslında günümüzün ebeveyn çocuk ilişkisinde “sahip kim” de ayrı bir yazı konusu…

Neyse. Biz planladığım(ız) gibi günü beraber geçireceğimiz mekana gittik. Hemen çocuk parkına intikal ettik ve oynamaya başladık. Ama nasıl sabırlı, nasıl yumuşak, nasıl anlayışlı, nasıl öğreticiyim anlatamam. Etrafta bir kaç baba daha vardı, kesin kıl oldular, kıçım kıçım bakıp uzaklaştılar. Buraya kadar hala Disneyland… Derken, oğlan sıkıldı. Ve güzel bir rüyadan uyanıp, zorla geri uyuyarak rüyayı devam ettirmeye çalıştığımızda olduğu gibi, negatif bir döngüye girdik. Bak şurda çocuk kulübü var, gidek mi? Cık. Aaa abiler ablalar voleybol oynuyorlar, seyredelim mi? Cık. Bak, gel, şu kayalara doğru gidip yengeç var mı bakalım, macera olur? Cık. Kumda oynayalım? Cık. Denize girelim? Cık.

Eeeh, cık cık cık, bu ne be? On takla atıyoruz burada seni eğlendireceğiz diye. Her şeye cık, her şeye cık! Yürü gidiyoruz kayalara, yengeç bakıcaz! Annesi, biz kayalara gidiyoruz. Ver elini!…

Kayalara giderken söylenmeye devam…

Bütün hafta görmüyorum seni, çok özlüyorum, sen hiç mi özlemedin babanı? Herkes babasının kucağına atlayıp bütün gün peşinden ayrılmıyor, sen sanki ben her gün buradaymışım gibi ilgisiz ilgisiz… Sadece bir şey istediğinde “Bibicim bibicim”, istediğini alınca “Baba”. Gelmeyeyim ben artık o zaman?? Sana istediklerini kargoyla yollarım, sen de mutlu olursun anneciğinle sarmaş dolaş. Di mi? Al bak bu kayalarda yengeç olabilir. Araştıralım gel, hmmmm, hmmm eveeet, bak şurada olabilir, ilgiinç…

“Baba ben dönmek istiyorum”

Rafet El Roman isimli sanatçı ne demişti? Ve oooooo an gelinceee, işte o aaann ben yaşayamaaaam, dupa dupağ, dupa du papağ, mmmmm oğ.

Daha neler söylediğimi sizinle -utandığım için- paylaşamam. Ama filmin koptuğu an oldu benim için. Bir babanın yapabileceği en anlamlı ve olgunca şeyi yaptım… Küstüm.

Bu sırada eşimin uyarılarını kulaklarıma kabul etmemekte ısrar ettim. Şöyle canlandırırsak durumu:

-Merhaba içeri girebilir miyim?

“Buyrun kimsiniz?”

-Ben sağduyu. “Hayatım çocuk senin eğlendiğin yerde eğlenmek zorunda değil, kişisel alma” demek için geldim.

“Kusura bakmayın, giremezsiniz.”

-Nasıl? Niye?

“Hanfendi sağduyu alamıyoruz şu anda, içerisi tıka basa duygu dolu.”

-Ama?

“Ama mama yok hanfendi, şöyle çekilirseniz, gelenler var, yolu kapatıyorsunuz.”

-Hani içerisi doluydu?? Bu gelenleri nasıl alıyorsunuz?

“Hanfendi ben size açıklama yapmak zorunda değilim. Lütfen yolu açın… Oooo Ajitasyon bey hoş geldiniz, buyrun böyle geçin, VIP kapısından alalım sizi… Öfke hanım da az önce geldi, içeride sizi bekliyor…”

Gibi.

Çok çetin ve keskin kararlar aldım o gün. Artık karşılıksız aşkımı törpüleyecek, ve duygulardan arınmış mekanik bir baba olacaktım… Yeminlen şimdi yazarken farkettim, hiç üşenmeden yorulmadan bütün bunları yapmışım ya. Helal olsun valla… Ya da tam tersi…

Bu olaylar sonrası biten hafta sonunun ardından gelen hafta içinde (Kısaca: bir kaç gün sonra) başka bir babayla dertleşiyorduk. Bana 16 yaşındaki oğlunun artık ailecek yaptıkları haftas onu ritüellerine katılmak istememesini ve bunun yarattığı hayal kırıklığından bahsetti. Birden gözümde ne canlandı?

Hemen önceki haftasonu oğlumla yaşadıklarım?

Hayeeeer. 16 yaşımdayken, hafta sonlarında babam “Yemeğe gidiyoruz, geliyor musun?” diye sorduğunda verdiğim “Ya ben arkadaşlarla buluşacaktım, siz gidin, ben sonra uğrarım” cevabı. Meğersem hain içimdeymiş 🙂

Bu hikayenin özü: Bir beklentiyi yoktan var edip, ona inanmak, gerçekleşme anı geldiğinde ama beklenti karşılanmadığında karşı tarafı suçlayıp Roma’yı yakmak. Daha da vahim olanı, bu beklentiyi 5 yaşında bir çocuğun omuzlarına yüklemek.

Pekiii, ben pişman olup kafamı duvardan duvara mı vurayım şu vakit?

Her zaman söylediğim gibi: No. Nein.

Ben de böyleyim işte. Gösterdiğim tepkinin kaynağında da yoğun bir sevgi var. Onu da yabana atmamak lazım.

Disneyland her zaman gidilecek bir yer değil zaten, bununla beraber mahalledeki çocuk parkında minik minik ama toplamda çok daha fazla güzel an(ı) var.

Benim tecrübemi paylaşan tüm babalara selamlar…

İyi hafta sonları…

Reklamlar

2 thoughts on “DISNEYLAND

  1. Valla supersiniz. Su anda ailecek tatilde anlattiklariniza yakin seyler yasiyoruz. Yazilarinizi esimle birlikte birbirimize okurken hem guluyor hemde anlasildigimizi hissediyoruz. Demekki benzer seyler her evde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s