GILLİK PİRENS – BİR FİLM KRİTİĞİ

Screen Shot 2015-09-28 at 11.26.08 PM

KÜÇÜK PRENS- Bana bir koyun çizer misin?

ADAM- Ne? Ne koyunu be?

KÜÇÜK PRENS- Bana bir koyun çiz.

ADAM- Al. Koyun işte.

KÜÇÜK PRENS- Ahahahaha bu ne yaaa, hamamböceğine benzemiş bu ahahaha

ADAM- Alırım seni ayağımın altına ha! Saygısız terbiyesiz, anan baban nerde senin bakiyim, bi şikayet ediyim de seni gör gününü…

KÜÇÜK PRENS- Ben küçük bir gezegende tek başıma yaşıyorum amca…

ADAM- Sensin amca… Tamam gel hadi gel, kıyamam, al bak bu benzedi mi koyuna?

KÜÇÜK PRENS- MfffsshhHAHAOHOAHAHAHAHA

ADAM- Eeeh!

Tam olarak böyle değil biliyorum ama bu versiyonunu denemeden geçmek istemedim.

Konumuz Gıllik, yani Küçük Prens. Minik.

Bir çok insanın çocukluk aşkı olan bu hikayenin filminin geldiğini duyunca dudağımın kenarıyla merak ettim ama üstelemedim. Derken haftasonu planımızı yaparken, her zamanki gibi, eşimden çok parlak bir fikir çıktı. Neden oğlanla gottik prense gitmiyorduk? Çakaaal. Ama haklıydı, çünkü daha oğlumla hiç sinemaya gitme fırsatım olmamıştı ve filmin fragmanını seyredince oha falan olmuştum (Y Kuşağı lehçesinde: Çok etkilenmiştim). Biz de gittik. Mısırımızı ve lanet olası şekerli içeceklerimizi aldıktan sonra yerlerimize oturduk. Gözlüklerimizi takıp (filmin üç ayrı boyutu vardı) başladık seyretmeye alemi. (‘Alemi’ derken, hakkaten öyle, hikayenin önemli bir kısmı uzayda geçiyor).

Daha yukarıdaki koyun sahnesinde benim gözler doldu. Haydaa, dakka bir, gol bir. N’oluyo be? Birden küçük prensi karşımda konuşurken görünce mi duygulandım, yoksa kurban bayramı hesabı, koyunları görünce bi hassas parmak mı dokundu içlerimde bir yere bilemedim. Meğersem bu daha başlangıçmış. Ağlamaya devam. Filmin yarısını dolu gözlerle seyrettim, son 10 dakikasında bildiğin damlaya damlaya göl. Oğlan öküz gibi mısırını zıkkımlanırken meraklı meraklı bana bakıyor, hayırdır, diye. Allahtan gözlükler var. Biraz olsun örtüyor gözyaşlarını.

Peki bana ne oluyordu? Bilmiyorum ama zırlama sebebim konusundaki tahminlerim şöyle:

– Yıllardır, hem kendime hem de oğluma okurken gözümde canlandırdığım bir hikayenin bu sefer gözümün önünde canlanmış olması?

– Senaryonun (orijinal hikayeye ekler var) yetişkinler olarak yaşadığımız mekanikleşmiş hayatlarımıza attığı sıcak sert tokat?

– Çocukların saf hallerine hükmedeceğiz diye yırtınırken çocuk olmayı unutmuş olduğumuz gerçeğini farketmek?

– Çok uzun zamandan sonra yeniden sinemaya gitmiş olmanın yarattığı mutluluk ve yoğunluk?

– Mısır inanılmaz güzeldi, ben böylesini yememiştim. Dahası annesi yanımda olmadığı ve oğlanın da kendi mısırı olduğu için kimse otlanmadan yiyebiliyordum. Bu mudur?

– Filmde çocuğunun ‘başarılı’ olması için geleceğinin her dakikasını planlayan ebeveynin aynasındaki soğuk suretimi görmek?

– Animasyondaki yaratıcılığın, öykü anlatımının, metaforların güzelliklerinin yarattığı estetik hayranlık?

– Baba oğul ilk kez sinemaya gitmiş olmamız?

– Hepsi?

Diyebilirsiniz ki, yavrum bu normal değil, sen depresyonda olmayasın sakın ha? Gel bir psikologa götüreyim seni hı? İster misin?

Demeyin. Deli değilim ben, değilim!!!

Peki bu yazı film kritiği olacaktı hani, sen zırlamanı anlatmışsın, derseniz, konuyu toparlayayım.

Eğer güççük prensi tanımıyorsanız, sadece animasyonların ve hikayenin güzelliği için gitmenizi tavsiye ederim. İzlerken her diyalogun içindeki açık veya saklanmış mesaja kulak kabartın.

Yok beraber okula gittiyseniz veya mahalleden tanıyorsanız prensi, o zaman ne yapıp edip gidin.

Film orijinal hikayenin bazı kısımlarını atlamış, ama yeni ve -en azından benim için sürpriz- bir bölüm eklemiş -ki ben çok anlamlı buldum.

Son cümlede üç tire kullanarak kendi rekorumu da kırmış oldum.

“Elveda” dedi tilki de. “İşte sırrım, çok basit: En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.”

“Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez,” diye yineledi Küçük Prens unutmamak için.

“Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”

“Gülümü benim için bu kadar önemli kılan, ona harcadığım zaman…” dedi yine Küçük Prens unutmamak için.

“İnsanlar bu hakikati unuttular,” dedi tilki. “Ama sen unutmamalısın. Bir şeyi evcilleştirdin mi, sorumluluğu sana ait olur. Gülünden sorumlusun yani…”

“Gülümden sorumluyum…” diye yineledi Küçük Prens unutmamak için.

Reklamlar

4 thoughts on “GILLİK PİRENS – BİR FİLM KRİTİĞİ

  1. Kızımla güle eğlene salona girip de gözlerim sulu sulu çıkınca ben de kendimden şüphelenmiştim ama yazınızı okuyunca yalnız olmadığımı anladım ve rahatladım.
    Ben de hala niye bu kadar duygulandığımı çözemedim ama… Siz çözerseniz haber verin lütfen 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s