Çocuğunuz manyak mı?
Manyak ne mi demek?
Mükemmel olmayan çocuk demek.
Mükemmel çocuk nasıl olur?
Erken yatıp geç kalkar.
Uykusu geldiğinde, tıpış tıpış gider, sessiz sessiz yatağına yatar.
Önüne ne yemek konursa konsun, hangi öğün olursa olsun yer.
Emziği bırakma zamanı geldiğinde çat diye bir günde bırakır.
Yapmasını istemediğimiz bir şeyde ısrar etmez, annecim babacım siz nasıl uygun görürseniz, der.
Oyuncaklarını başka çocuklarla paylaşır, hep güler, arkadaşlarının saçlarını çekip burunlarını mıncırmaz.
Daha önemlisi hiç hasta olmaz. Olsa bile yarım gün içinde iyileşir.
1 yaşından önce konuşmaya başlar, mümkünse hem Türkçe, hem de İngilizce.
Bıraktığın yerde kendi başına sessizce oynar, annesini babasını bağlamaz.
Pastel verirsin Picasso olur, hamur verirsin Michelangelo, flüt verirsin Mozart.
Tuvalet eğitimini 3 günde tamamlar ve bir daha asla altına yapmaz.
Evde manyaklar gibi koşarken masanın köşesine kafa attığında veya salıncaktan uçup yerle bütünleştiğinde azıcık ağlar, olayı uzatmaz.
Çok konuşmaz, her atı otu ‘bu ne, niye’ diye sorgulamaz.
Bunlardan herhangi birini yapmıyorsa bildiğin davranış bozukluğu vardır.
Yani?
Manyaktır.
Çocuk manyaksa ne yapılır?
Pedagoga gidilir.
Ben çocuğum olmadan önce yıllarca pedagog tiryakisi anne babalarla dalga geçtim. Onları hunharca küçümseyip “Yaa hepimiz böyleydik yaa, çocuk bu, zamanla geçer, oluruna bırakacaksın, fazla kurcalamayacaksın. Pedagogların çoğunun kendi çocuğu yok zaten hahaha, onların söylediklerini ben de söyliyim sana” diye devam ederdim…
Geçen haftalarda karı koca pedagogla buluştuk.
Oturduk karşısına kadının.
“Yuvada yaptıklarını bize hiç anlatmıyor, sanki gizli bir hayatı varmış gibi” dedik.
Kadın habire bana bakıyor.
“Siz” dedi (eeyvah), “İşten eve geldiğinizde hiç gününüzü anlatıyor musunuz eşinize?”
Ne anlatıcam be, zaten bütün gün iş yetiyor, eve gelip bi de mesai mi yapıcam.
“Anlatmıyom” dedim.
Pedagog pek sevindi, “Bakın, oğlunuz anneye düşkün olabilir ama erkek çocukları hep babaya bakar ve onu örnek alır. Sizin yaptığınız herşeyi gözlemliyor ve taklit ediyor” dedi.
Hoppalaa, dakka bir, gol bir.
Yeminlen, yanımda oturan eşimin yüzünü görmememe rağmen, suratına yavaşça yayılan sırıtmayı hissettim.
“Siz bugünden itibaren işten her geldiğinizde mutlaka gününüzü anlatın, o da başlayacaktır”
Offf, iyi tamam, sıkıntı bendeymiş…
Başka?
“Bu aralar dişlerini sıkıp gıcırdatmaya başladı?”
Pedagog erken gelen golün gazıyla tam saha prese devam.
“Sizlerden biri kendini sıkar mı stres olduğunda?”
Eşim sırıtmayı bıraktı, dokunsan patlatacak kahkahayı. Gıcık.
“Eh yani işte, ben biraz kasılırım gibi yani öyle tam değil ama hani ne bilim”
Çevirmek istedim ama beyaz çarşafın üstündeki tatak gibi kaldım ortada.
Pedagog sağdan kendi yaptığı ortaya kafayı çaktı, “Daha önce söylediğim gibi erkek çocuk babayı örnek alır”. GOOOOL!
Ulan gelmez olaydık pedagoga, sinirlerim bozuldu be?!
“Peki tamam, bi de sinir krizi olayı var. O ne olacak?” diyecektim ki, cevabın ne olacağını tahmin ettiğimden, başka soruyla hedef şaşırtmaya çalıştım.
“Başka çocuklarla tepiştiğinde, birbirlerini mıcıkladıklarında ne yapmalıyız?”
Buradan da bana çakarsa pedagog, kesin bırakıcam maçı artık.
O cevap vermeden atlayıp devam ettim. Puan kazanmam lazım ya.
“Biz sorunları kendi çözmeyi öğrensin diye müdahele etmemeye çalışıyoruz. Kendini korumayı öğrenmesini teşvik ediyoruz” diye ekledim.
Bi laf vardır.
İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.
“Çocuk fiziksel bir mücadele sırasında annesi babası, başka büyükleri oturup seyrederse bu çocukta ciddi bir sarsıntı yaratabilir”
Oldu sana 3-0.
“Hanım hadi kalk kalk, gidiyoruz, yeter bu kadar pedagog” demek istedim ama olmadı.
Eşşşek gibi oturup dinledik.
Yalnız herşey bittiğinde karımın yüzüne yerleşmiş olan sırıtma günlerce geçmedi.
Pedagogtan sonra on saat çemkirdim eşime. Bu ne ya, kötü herşey babadan, iyi herşey anadan, benim iyi huylarım hiç mi yok, onları niye taklit etmiyor, sevgiyi hep anne görüyor, bütün sorumluluk babada, baba ne yapsa yanlış, ne yapsa suç, vıdı vıdı vıdı…
Geçen, oğlanla arabacılık oynuyoruz yatakta. Arkadaş kullanıyor, ben yan koltuktayım. Elinde yemek kabının yuvarlak kapağı var, direksiyon niyetine.
“Nereye gidiyoruz?” dedim.
“Parka” dedi.
Yolda gidiyoruz, kapağın ortasına vurup “Düt düüüt” diye abandı sanal kornaya…
Arkasından bağırdı,
“Aptal adam yaa off yaa önüne bak be! Gerizekalı!”
Yutkundum.
Salak pedagog.
🙂 Eşime okutacağım yazınızı…..Bizim de 2 yaşında bir oğlumuz var..
Süpermiş. Bizde hemen gitmeliyiz 🙂 Ama gitmeden eşime bu yazıdan bahsetmek yok 🙂
Bol şans 🙂
yazınıza ve anlatış tarzınıza bayıldım..bloglar hep anneler tarafından tutuluyor gibime geliyordu..babalarında olması sevındırıcı…oğlunuzla ve eşinizle mutluluklar:))
ooo ben sizi neden bu kadar geç keşfetmişim? 🙂
tebrik ederim bende çok beğendim anlatımınızı..heleki bir babanın blog yazması daha da güzel bir olay bana göre. zevkle takip edicez 🙂
uzun zamandır pek az blog okuyordum. sayenizde biri daha eklendi. blog aleminin en komik baba blogu 🙂
peki kız cocukları kimi ornek alırmıs merak ettim 🙂
Kötü huylar garanti babadan 🙂
ben evlendikten sonra benimle evlenecek sahişa okutacam bu yazınızı 🙂 klavyene sağlık
Offf nasıl güldüm ama 🙂 Elinize sağlık, her babaya okutulması gereken güzel bir özeleştiri yazısı olmuş…
benim oğlan beni örnek alıyor o zaman eee baba kaptan olup da uzaklara kaçınca kabak benim başıma patadı iyi mi 😀
çok güldüm 🙂 bizim babamız da çocukların bütün iyi özelliklerini kendisinden aldıklarını iddia eder durur bi pedagog’a götürmek lazım 😉
Peki kız çocuklar kimi örnek alıyor.Anneyi ise evde anneye kraliçe gibi bakmak lazım:)
çok beğendim teşekkürler yazı için.tam da eşimle konuşmanın üstüne denk gelmesi ayrı güzel oldu.
eşinize lütfen söyleyin, yalnız değil 🙂
Güzel yazı, onların sadece “çocuk” olduğunu unutmamamız gerekiyor her zaman.
teşekkürler.
çok başarılı bir yazı. yazıyı okuyunca bazı şeylerin aslında bildiğimizin ötesinde farklı şekilde yorumlanması gerektiğini bir kez daha anladık 🙂 teşekkürler.
Pedagoglara ders verecek bir yazı olmuş