SADELİĞİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

(bu yazıyı güzelim Ağustos’ta yazmıştım, içinde “çeşme, deniz, plaj, güneş” kelimeleri geçiyor, Ekim ayında dikkatli okuyunuz 😉

Sade doğup sade ölür insan. Bildiğin çıplak.
Ne birşey getiriyoruz yanımızda, ne de birşey götürüyoruz.
Başlangıçla sonun arasında ise bir sürü şeyler girip çıkıyor hayatımıza: İnsanlar, eşyalar, olaylar…
Beyazla başlıyor herşey, sade. Siyahla bitiyor, yine sade. İkisinin arasında yaşadığımız herşey grinin tonları, karışık işte.

Yaş ilerledikçe hayatlarımız o kadar çok kompleksleşiyor ki, bazen basit tatların, tecrübelerin dayanılmaz hafifliğini unutuyor insan. Felsefi girdim konuya ama bahsedeceğim örnek-tecrübe çok felsefi, değil 🙂 Bugün yaşadığım bir olaydan ibaret.

Bugün karımla Çeşme’ye vardıktan sonra bavulları ve Sarp hazretlerini Anneannesine bıraktık ve bir koşu denize girip çıkalım dedik akşam olmadan. Malum, belli bir saatten sonra yüzmek için nadide ‘beach’lerden birine gitmek saçma olurdu. Biz de Ilıca halk plajına gidelim dedik. İçimiz kan(!) ağlayarak Sarp’ı arkamızda bıraktık, yanımıza ehliyetlerimizi, havlularımızı, sonra yapacağımız alışveriş için biraz para alıp çıktık yola. Plaja yakın bir yerlerde bizi tren sanan bir amcanın durgun bakışlarının gölgesinde arabayı, aynı amcanın güzel evinin önüne park ettik. Araklamasınlar diye ehliyetleri, parayı torpido gözüne koyup, plaja yürüdük. Plaja vardığımızda yanımızda sadece havlularımız vardı. Onlarıda kuma atıp daldık suya. Yüzüp çıktık, havluları alıp geri koyulduk yola. Buraya kadar okudunuz mu? Güzel. “E bana ne senin yüzmenden, halk plajından? Konu ne kardeşim? Ne diyon?!” diyorsanız, demeyin.

Normalde Çeşme de denize gittiğimizde herşeyden önce nereye gidileceği ve dahası tartışılır. O beach’mi bu beach’mi, yer ayırtmak gerekiyor mu, çocuk alıyorlar mı, bi arasana, kaçta gitsek, Sarp’ın uykusundan önce mi sonra mı çıkalım, ya Sarp orada uyursa, acaba çocuk menüsü var mı, arabasını alsak mı, akşama kalırsak acaba üşür mü, ya hiç gitmesek mi, Sarp’ın ebesi kim…

Bu arada plaj çantası hazırlanıyordur ki, sanki dipsiz kuyu. İçinde: Havlular, yedek mayolar tişörtler, yüzme gözlükleri, 30 korumalı güneş yağı (karım doğuştan bronz), 6 korumalı diğer yağ (ben değilim), kimlikler, telefonlar, para, anahtarlar, Sarp’ın suyu, püsküvütü (!), maması, kaşıkları, bezleri, 500 korumalı güneş yağı, yedek kıyafeti, mayosu, little swimmers’lar, simiti, şapkası, ayakkabıları, öğlen yemeği, pişik kremi, ikindi yemeği, önlüğü, ebesi…

Buraya kadar sadece hazırlık ve çantaydı. Asıl macera bundan sonra olay yerine varınca başlar: Denize yakın mı olsak (Sarp denize kaçmasın) yoksa uzak mı (Sarp’ı kim taşıyacak ya şimdi bir ileri bir geri), kaç şezlong alsak, Sarp şezlongta uyur mu ki, burası yeterince gölge mi, gölge nereye doğru gidecek, bu çocuk aç mı, bi sorsak garson yoğurt getirir mi, ilk hangimiz denize girsin, hangimiz Sarp’ı yüzdürecek, Gaye Sarp’ın şapkasını bulamıyorum, koyduğuma eminim aşkım iyi bak, ya yok işte gerizekalımıyım ben bulamicam aptal çantada koca şapkayı, aşkım altlardadir sen Sarp’ı tut ben bakayım istersen, hayır ben bulurum ama tabi almışsan hiç sanmıyorum aldığını hah en alttaymış buldum nasıl oluyorda her aradığın en dipte oluyor anlamıyorum, bi de güneş yağı olucaktı Serkan versene, valla sen bak Gaye ben bulamıyorum, aa Serkan unutmuşuz galiba yok burda, NE?! NASIL UNUTURSUN GAYE GÜNEŞ KREMİNİ NE HALT YİCEZ ŞİMDİ BİZ, ÇOCUK KESİNLİKLE GÜNEŞE ÇIKAMAZ, DENİZE DE GİREMEZ, MAHVOLDUK HERŞEY BİTTİ İNANAMIYORUM SANA, aşkım ne bağırıyorsun herşeyi ben düşünemiyorum işte sen koysaydın o zaman, ANNE OLAN SENSİN BEN BUNLARI DÜŞÜNEMEM Kİ, of tamam Serkan eben.

Bakın ben ne diyorum? Havlularımızı aldık; indik halk plajına; girdik denize; döndük eve.
Çanta yok.
Sarp yok.
Karmaşa yok.

Arada bir yakalamak, yakalayınca da tadını çıkarmak lazım böyle anların.

Sade ve hafif 🙂

20121003-115343.jpg

Reklamlar

5 thoughts on “SADELİĞİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

  1. Her seferinde gülmekten kırılıyorum okurken,sanki bizi anlatıyorsunuz gibi 🙂 lütfen yazmaya devam edin. Teşekkürler

  2. Harika, kocamın neler çektiğini okudukça anlamaya başlıyorum. Ne çekmiş meğer, yazık! Birazdan eve dönecek ve yatağına kavuşması için oğlunu odasına taşıması gerekecek. Çünkü baba ne zaman gece çıksa, oğlu yatağına yerleşiyor 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s