3 YILLIK ESARET – Bir Röportaj

3YILLIK ESARET

 

 

Merhaba, bizimle bu röportajı yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler. Uzun süredir bu konuda açık açık konuşabilecek bireyler bulmakta zorlanıyoruz. 

– Açıkçası buna çok şaşırmıyorum. Hepimiz baskı altındayız ve bizi yönetenler oldukça güçlüler. Ama bizler bu konuları açık açık konuşmadıkça sorunların çözülemeyeceğine inanıyorum.

 

Anlıyorum. Peki o zaman bize biraz yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

– Tabi. Aslında herşey doğumla başladı. Çok rahat bir yaşamdan zor kullanılarak çıkarıldım. Ben daha ne olduğunu anlamadan beni çıkaranlar popoma popoma vurmaya başladılar. Derken ağzıma afedersiniz kolum kadar bir hortum sokup içimi çektiler. Gözüme ışık tutup dünyamı kararttılar. Arkasından bezlerle elimi kolumu bağlayıp annemin koynuna koydular. Tam kurtulduğumu sanırken, benim gibi başka mağdurlarla beraber toplama kampına götürüldüm hemşireler eşliğinde. Orada duyduğum çığlıklar hala kulağımda.

 

Çok zor olmalı sizin için. 

– Kesinlikle.

 

Peki devam etti mi bu durum, ya da ne kadar devam etti.

– Aslında hiç bitmedi desek doğru olur. Uyku işkencesi uyguladılar. 2 saatte bir uyandırıp yemek yedirdiler. Stresten uyuyamadığım zaman sallarken detone detone ninniler söylediler. Sıkıntıdan bayıldığımda ise hunhar zafer kahkaları atıyorlardı. Konuştuğum dili bilmedikleri için ne istediğimi anlatamıyordum. Çaresizlikten ağladığımda ise ağzıma emzik sokup beni tiryaki yaptılar. Bir süre sonra emziksiz yapamamaya başladım.

 

Sizce kasıtlı mı yapıyorlardı bunu? Yani emziğe alıştırıp…

– Vahşice değil mi? Alıştırdıktan sonra bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya başladılar. İstediklerini yapmadığım zaman bana emzik vermeyerek psikolojik yıpratma stratejisi uyguladılar. Ya da tam tersi, ne zaman isyan etsem emziği kullanarak pasifize etmeye çalıştılar. Zaten bizde emzik diye bilinen şey ingilizce ‘pacifier’ yani, böyle ne biliim, yatıştırıcı, sakinleştirici, etkinsizleştirici, yamultucu, kafa yapıcı. Bu bile herşeyi açıklıyor aslında.

 

Araştırmalarımızda başka şeylerde duyduk. Mesela sık sık bağlandığınız doğru mu?

– Evet doğru. Her dışarı çıktığımızda beni iplerle bir koltuğa bağlıyorlardı. Bunu dışarıda firar etmemden korktukları için yaptıklarını düşünüyorum. Zamanla arabada kapıyı açabildiğimi farkettiklerinde hiç zaman kaybetmeden kapıya ‘çocuk kilidi’ dedikleri bir aksamla müdahale ettiler. Her çıkış yolunu kapıyorlardı. Yatağımda bile parmaklıklar arkasındaydım, onlar istemedikçe çıkamıyordum. Geceleri nefes alıyormuyum diye zırt pırt odama girip suratımı mıncıkladıkları, dürtükledikleri veya kulaklarını burnuma soktukları anlar bile oldu. Gece tatlı tatlı uyurken burnunuzun dibinde kendiniz kadar bir kafa görerek uyandığınızı düşünün. Korkunç bir travma. Buna tepki gösterince de…

 

Emzik?

-Evet… Bir süre sonra kendi çabamla emzik bağımlılığımı yendim. Artık özgürüm derken yeni teknikler, hatta çok ileri teknolojilerle manipülasyona devam ettiler. Televizyon, ayfon gibi uyuşturucular kullanmaya başladılar. Herşey çok sistemli olarak planlanmıştı. Mesela televizyonu günde sadece bir saat seyrettirip, kalan 23 saat yalvartıyorlardı. Ya da yine istemedikleri birşey yaptığımda beni televizyonu seyrettirmemekle cezalandırıyorlardı. İzlettikleri programlar hep mutlu mutlu karakterlerin fantastik dünyalarıyla ilgiliydi. Üşüdüğünde yeleğinin kollarını uzatıp cekete dönüştürebilen Diego, uçabilen Dora, takım çalışması adı altında korkunç şarkılar söyleyen harika hayvanlar, konuşan maymunlar… Herşey dezenformasyon amacı taşıyordu.

 

Birlikten kuvvet doğar. Sizin durumunuzda olan başkalarıyla bir araya gelerek karşı koymaya çalıştınız mı hiç?

– Bakın bizi yönetenler tahmin ettiğinizden çok daha akıllılar. Bizi kreş dedikleri yerlerde bir araya getiriyorlardı ama başımızda hep bir gardiyan oluyordu. Kod adları ‘Öğretmen’. Bunlar görünüşte bizim iyiliğimizi istiyorlar ama tespitlerimize göre, bizleri fişleyip aylık hatta haftalık raporlarla her yaptığımızı ebeveyenlerimize bildiriyorlar aslında. Ne yediğimiz, ne içtiğimiz, kimin saçını çektiğimiz, hatta hangi renk hamurla oynadığımızı bile kaydediyorlar.

 

Ama bir araya gelmişken güçlü bir birlik kurmak gibi bir fırsatı değerlendirmeniz mantıklı olmaz mıydı?

-Ne yazık ki hayır. Asıl üzücü olan bizim kendi içimizdeki çekişmeleri çözümleyememiz. Paylaşmayı bilmiyoruz. Vasıfsız plastik bir araba için bile birbirimize kıyabiliyoruz. Hep gözümüz diğerinin oynadığı oyuncakta. Elimizdekiyle tatmin olamıyoruz bir türlü. Bu sorunu aşabilsek aslında, yapamayacağımız şey yok. Bakın bir başka konuda, bu kreşlerde yakalandığımız hastalıklar. Bizi buralara gönderdiklerinde hemen hemen aynı zamanlarda benzer semptomlar göstermeye başladığımızı farkettik. Bu da üstümüzde kimyasal ve biyolojik testler yapıldığı şüphesini doğruyor. Daha korkunç olan ise, böyle semptomları gösterenlerin bir bir ortalıktan kaybolmasıydı. Ertesi gün, hatta günlerce kayboldukları oluyor, sonra tekrar ortaya çıktıklarında dehşet hikayeleri anlatıyorlardı.

 

Biraz örnek verir misiniz bu hikayelere?

-Her beş dakikada bir kulağa elektronik beyin okuyucu sokmaları, özellikle geceleri burunun içine yüksek basınçlı tuzlu su sıkmalar, beynimizi hortumla burnumuzdan çekmeye çalışmalar -ki ben bizzat burnumdan çıkanları bana gösterip ‘Bak kocaman çıktı, rahatladın mı HAHAHAHA’ dediklerini biliyorum. Ben şahsen beynimin ne kadarı çekildi bilemiyorum. Çok acı bir şey. Bunun dışında tadı korkunç sıvılar içiriyorlardı ilaç adı altında. Bir kaç kere direnip ilacı geri kustuğumda fitil yöntemine gittikleri bile oldu. Bu süre boyunca ev hapsinde tutuluyorduk. Dışarı çıkamadığımız için isyan etmemizden korkuyorlar, televizyonun dozunu artırıp bizi etkinsizleştirmeye devam ediyorlardı. O yüzden kreşte bir arkadaşımız öksürdüğü zaman herkes ondan uzaklaşıyordu hastalanmamak için. Bu da birlik olabilmemizin önüne geçen etkenlerden biriydi bence.

 

Son olarak, sizin durumunuzda olanlar için tavsiye edebileceğiniz bir şey var mı?

-Ağlamak, ağlamak, ağlamak. Bir de ‘Hayır’ın gücünü daha etkin kullanabileceğimize inanıyorum. Bunu farketmem 2 sene sürdü ama ‘Hayır’ tahmin ettiğimizden daha güçlü bir silah, tabi doğru yerde ve zamanda kullanıldıkça.

Reklamlar

7 thoughts on “3 YILLIK ESARET – Bir Röportaj

  1. Şu anksiyete dolu günlerimizde ilaç gibi geldi, uzun zamandan beri ilk kez içten güldüm, elinize sağlık.

  2. muhteşem ötesi tam 3 kez okudum biri 3 diğeri 6 aylık çocuklarım var her şey cuk oturdu hastalık buruna hortum kreş 🙂 🙂 🙂

  3. son zamanlarda cocuklarimla ermpati yetenegimi kaybetmis, ortalikta hangi kitap hangi kitap diye gezinirken gercekten ilac oldu bu! cok tesekkurler, bir annenin sagligini dolayisiyla diger 3 un de sagligini kurtardiniz 🙂 bayildimmmm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s