PARKOLOJİ

Ben sokakta sümüklü-pasaklı büyüyen jenerasyondanım. Çocuklarımız ise kısmen salonda allı-boyalı büyüyen jenerasyonu oluşturuyorlar. Çünkü artık şehir içinde çocuğun tehlikesiz biçimde büyüyebileceği çok sokak kalmadı. Bu tehlikeleri dile getirmiyorum, sonra “Allah korusun” diyip tahtaya vurmaktan ne ben yazabilirim ne de siz verimli olarak okuyabilirsiniz. Lakin durum o kadar vahim değil. Güvenli sokak eskiye göre belki daha az ama zamanımızın malzeme teknolojisi ve çok sınırlı da olsa gelişen şehircilik anlayışı sonucu artık çok daha fazla çocuk parkı var etrafta. Ya da ebeveyn olduktan sonra ben de algıda seçicilik vuku bulmakta. Neyse ne. Bu yazı parkların yetişkin demografisi üstüne bir inceleme.

SADECE BAKICI
Diğer tanımıyla “Birleşmiş Milletler”. Muhtemelen anne ve baba çalışıyor oldukları için, çocuk bakıcısıyla gelir parka. Birden parkta 7-8 dil konuşulmaya başlar. Kısa süre içinde, minik iki-üç kişilik ulusal komisyonlar oluşturulur. Slav ve Kafkas dillerini bilmiyorum ama tahmin ediyorum şöyle şeyler diyorlardır: “Sen kaç alıyorsun aylık?”, “Hiç izin veriyorlar mı?”, “Benim çocuk çok sakin ama annesi felaket”, “Dün akşam ki Tiflisspor maçını seyredebildin mi?”. Onlar piyasa araştırması yaparken çocuklar daha bir serbest kaldıklarından birbirleriyle daha çok oynarlar. Ebeveyn olmadıkları için bakıcılar genelde çocuklara bağırmazlar, bu yüzden de parkta tatlı bir yetişkin sessizliğiyle harmanlanmış orta seviye mutlu çocuk ciyaklaması hakimdir. Yabancı bakıcı sizin veletle oynamakta olan çocuğuna birşeyler söylediğinde hafifçe gülümsersiniz. Yabancısever bir millet olduğumuz için anlamasakta iyi birşey söylediğini farzederiz. Halbuki pekala “Kaan bu ayı adamın dandun oğluyla oynama istersen, gel daha narin oyun arkadaşları bulalım sana ehehehe” demiş olabilir. Ve siz nazikçe tebessüm edersiniz.

BAKICI + ANNEANNE
Buna kısaca “Bakıcının Kabusu” diyelim. Bu arada anneanne yerine babaanne de olabilir, ben sadece birini, temsilen kullanıyorum. Peki neden bakıcının kabusu? Çünkü anneanne direkt işveren olmadığı halde çok yüksek otoriteye sahiptir. Daha önemlisi “Kızım bakıcıya ne gerek var”dır, ki bizi büyütürken bakıcı kullanmayan bir jenerasyondan bu tepki çok da anormal değildir. Ne yazık ki bu sorgulama çoğu zaman davranışa yansır. Bakıcı, tabiri caizse, düşman statüsündedir anneanne için. Bakıcı üç çocuğu jonklör gibi havada çevirirken sağ ayağıyla sebze çorbası pişirip, sol ayağıyla dördüncü çocuğu uyutsa yine yaranamaz anneanneye… Parka dönelim. Anneanne çocuğu yakın takibe alır, ve bakıcıyı bir nevi ekarte eder. Boşta kalan bakıcı başını kaldırıp etrafına bakar, pas verecek memleketli var mı diye. Pas isteyenlerle göz göze gelse bile yemez, topu ayağında tutar. Çünkü bilir işverenine gidecek raporun içeriğini… “Kızım siz bu kadına bu kadar para veriyorsunuz ama ben sana söyliyim, bu çocukla hiç ilgilenmiyor, parkta kendi gibi arkadaşlarıyla sohbet ediyor, oğlana hep ben baktım”. Eğer parkta ööyle ayakta dinelen bakıcı görürseniz gözünüz anneanneyi arasın mutlaka.

ANNE
Buna kendi aramızda “Cenneti cam bir kapının arkasından seyretmek” diyebiliriz. Anne çocuğunu parka getirmiştir, çocuk minik bir kedi yavrusu gibi özgürce hoplayıp zıplamaya, tırmanıp atlamaya kaptırmıştır kendini. Beklenen odur ki anne bir banka oturup güvenli bir mesafeden çocuğunu izlerken, doğanın ve kitabının tadını çıkarsın. Di mi?… Buna İstanbul’un herbiri 20 kiloluk kart kargaları bile güler. Anne bunu yapabileceğini bildiği halde yapamaz, çünkü evhamlıdır. Aman kızım in ordan, aman oğlum salıncağın arkasından yürüme, hayır kızım o izmarit yenmez, oğlum hemen bırak kardeşin saçını… Benzetme yapacak olursak, ahırda durmaktan sıkılmış yarış atını doğada koşup rahatlasın diye çayırlara salarken, bir ağacın gölgesinden seyretmek yerine, atla beraber bir aşağı bir yukarı dıgıdık dıgıdık koşmaya benzer bu. Cennetin kapısındadır ama giremiyordur içeri anne… Arada bir başka annelerle kısa sohbetler eder ama tam cümlesinin ortasındayken diğer annenin caddeye yönelen çocuğunun peşinde attığı depardan dolayı yarım kalır muhabbet.

BAKICI + ANNE
Ekip Çalışması. Bu ikili parkın en verimli olanıdır. Çok akıcı bir şekilde birbirlerinden bayrağı devralabilirler ve sürekli oyuncu değiştirdikleri için daha uzun maçlar çıkarabilirler. Biri gerçek işveren, diğeri ise çok önemli bir çalışan olduğu için takımın işbirliği konusundaki motivasyonu yüksektir. Bakıcı, anneyle cennetin arasındaki cam kapıyı açabilecek anahtardır.

DEDE + ANNEANNE
Çocuğun Rüyası. Dede ve anneanne için torunlarla vakit geçirmek adına harika bir fırsattır ve genelde sürekli gülümser dedeyle anneanne. Çocuk içinde bir avantajdır. Annesinin veya babasının almamakta direndiği balon alınır mesela. Veya parkın öbür ucundaki fıskiyeli havuza gidilir hiç sorun çıkarılmadan. Havuza taş mı atacak? Sallamaz büyük ebeveynler o kadar, çocuk avuç avuç taşları “Lütfen havuza taş atmayınız” tabelasının üstünden üstünden sallar suya. Dezavantaj? Yaştan dolayı anne baba gibi 100 metreyi 9 saniyede koşamayacak olduklarından, çocuğa yakın markajda kalırlar.

SADECE BABA
Geldik benim favorime. Cumartesi ve Pazar günleri yollar, parklar çocuk arabası iten babalarla dolar. Ben bunları her gördüğümde hafif bir tebessüm ederim. Niye mi? Çünkü o sırada ben de aynı şeyi yapıyorumdur. Anne, haftanın yorgunluğundan çocuğu babaya atarak kurtulmuştur. Baba da hafta içi biriken borçlarını ödüyordur. Bu yüzden buna en yakın tanım “Borçların Ödenmesi Hukuku” olabilir. Babaların parka sık gelenlerini, sık gelmeyenlerinden ayırmak çok kolaydır. Sık gelen baba çocuğun hangi zımbırtılarda nasıl eğleneceğini bilir ve akıcı bir yaratıcılıkla eğlendirir çocuğu. Kaydıraktan ters kayma, salıncakta sallanırken fezanın sınırlarını zorlama, toprakta yuvarlanma gibi aksiyonlara girilir. Bu tip daha tecrübeli bir baba annelerin kabusudur aynı zamanda. Çocuğunun yapmasına izin verdiği hayvanca şeyler o annelerin uslu olmaya zorlanmış çocuklarının aklını çeler: “Anne ben de ağaca çıkıp balıklama atlamak istiyorum!!!”. Parka sık gelmeyen babanın ise acemiliği her halinden bellidir. Çocuğu parka salıp hafif bir şaşkınlıkla takip eder çocuğu. Başka ebeveynlerin hareketlerini izleyerek ne yapması gerektiğini anlamaya çalışır. Bazen de çocuk yönlendirir acemi babayı: “Baba, gel şimdi kaydıraktan kayıcam, ama kırmızıdan değil, o pis. Sen aşağıda bekle, beni tut düşersem”… Parkta çocuklarını oynatan annelerden acaip tırsarlar ve çekinirler. Ronaldo’nun yanında top çevirmeye benzer, ne yaparsa yapsın o kadar profesyonel olamaz. Dolayısıyla taklit yolunu seçer: “Hadi gel biz de kayalım kardeşin kaydığı yerden”…Çoğunlukla her iki tip baba da 15. dakikadan sonra telefonlarını çıkarıp oynamaya başlarlar. Çünkü babanın konsantrasyonu anca bu kadar gider. Başka bir ortak nokta da çocuğun eve döndüğünde cımcılık terlemiş, yarı çıplak, mutlu ve yorgunluktan bitmiş olacağıdır.

BABA+ANNE
Valla bu ayrı bir yazı konusu olur. Şu anda maç bitmek üzere, çok heyecanlı. Ben kaçıyorum…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s